Diyarbakır'da Kaybolan Zamanın İzinde
Sabahın ilk ışıkları surların üzerine vurduğunda, şehir uyanmaya başlar. Ben de o saatlerde penceremin önünde oturur, Diyarbakır'ın bu eşsiz manzarasını izlerim. Yıllardır bu şehirdeyim, her sokağını, her köşesini bilirim. Ama en iyi bildiğim şey, insan ruhunun karanlıkta kalmış köşeleridir. Üç gün önce bir telefon geldi. Saat gece yarısını geçiyordu. Arayan ses, yorgun ve biraz da sarhoştu. "Beni duyar mısın?" dedi sadece. "Duyarım" dedim. İşte böyle başladı Ahmet Bey'le tanışmamız. Ertesi gün buluştuk. Kırk beş yaşlarında, saçlarına kır düşmüş, elleri işten nasırlanmış bir adam. Meğer yirmi yıldır aynı fabrikada çalışıyormuş, üç çocuk babasıymış, karısı onu yıllar önce terk etmiş. "Kimseyle konuşamıyorum" dedi, "İşçi arkadaşlar var, onlarla da iş konuşuyoruz. Çocuklar var, onlarla da harçlık konuşuyoruz. Ama içimdekileri anlatacağım kimse yok." Bir kadın olarak dinledim onu. Saatlerce anlattı. Gençliğini, hayallerini, kaybettiklerini,...